Başlamadan anlaşalım. Diyeceksiniz ki;artık gel şu esas konuya 😀 Ancak,16 Kasım sürecini iyi anlayabilmek,kavrayabilmek için bu işin kronolojisini anlayamazsak,O’nun bizler için değerini anlamakta zorlanırız. Yazı dizimin bu bölümünde,16 Kasım’a giden yolu ve o’nu neden bu kadar çok istediğimizi derleyeceğiz.

İlk başta çooook detaya kaçıp yok JB gelmişmiş yok bilmemneymiş diye Türkiye müzik eğlence turizmini anlatacaktım.Ama başka bir yazıda kaleme alacağım,çünkü çok konumuzun dışına çıkıyor. Madem yazı dizisi Demi’ye adandı,sözümüzü tutalım ve başlayalım 2013 Ekim’den itibarenki sürece.

  • Neon Lights Turnesi

Sürecin resmen fitilini atan şey geçen seneye dayanıyor. 2013’ün Eylül ayının sonu Ekim başına geldiğimizde,Demi bir Cuma gecesi sosyal medya hesaplarında hareketli şarkısı ve aynı zamanda MBSM anthemlerinden biri olan Neon Lights‘ı #DEMI albümünün 3’ncü single’ı olarak yayınlayacağını duyurdu. Artı,Türkiye saatine göre Pazar’ı Pazartesi’ye bağlayan gece Facebook hesabında sohbetli lansman yapacağını duyurdu -daha doğrusu biz tahmin ettik- . O dönem Twitter’da MertForward’tayken  bu konuda çok kafa patlatmıştık ne olabilir ne sürpriz hazırlayabilir diye. O gece,lirikli lansman yerine,bizi “The Neon Lights Tour” adı altında ilk  Amerika turnesinin tanıtımı bizi karşıladı ve şaşırdık ! 2014’ün ilk 3 ayına dağılmış bu konser serisinin -hatta her gün Amerikanın farklı bir yerinde- hem bu dediğimiz ayağı,hem de ondan sonraki 1.5 ayda dolaştığı Güney Amerika (Brezilya) ayağı görkemli bir şekilde tamamlandı. Bu süreçte habire saç da değiştirdi. Neon Lights klibi ve PR çalışması için mavi saç,Amerika turnesi için alışılmışın dışında pembe saç ve Güney Amerika’dan önce klasik kahverengi saç kullandı.  Bu turne Türkiye’ye gelmez derken,hatta o dönem Twitter’ı ezip geçen fan grupları hashtag kasarken ben hep şunu dedim: “Bu bir Amerika Turnesi,Avrupa turnesi farklı planlanıyor, Ama bir gün gelecek !” görüşünde bulundum hep. Bu turne,MBSM’in blog bölümünün ilk açıldığı dönem de bir yazımıza konu olmuş ve bu konudaki dileğimizi “Turkey Wants Neon Lights Tour !” adı altında paylaştık. Bu yazı ses getirdi.

  • Avrupa Turnesi ve Shazam

Demi,her ne kadar bu turnesini Amerika kıtasıyla sınırlı bıraksa da,duyumlarımıza göre o’nun dünyayı dolaşma isteği ve bu yöndeki çabası biliniyormuş. Güney Amerika etabının tamamlandığı süreçte,Soma faciasını da içine alan bir takvimde, bu turneyi Avrupa’ya da yayacağını sosyal medyasından açıkladı ve Avrupalı fanlarının buna destek olmasını istedi. Bu haber özellikle Türk Lovaticler arasında bomba gibi düştü. Bize bir görev verdi. Görev basit: Yaklaşık 20 günlük bir sürede,meşhur müzik tanıma programı Shazam’dan Neon Lights’ı etiketlemelisiniz, ne kadar çok etiketlerseniz o kadar sizin bölgeniz tur planına dahil edilir. 100 milyonlarca katılımla yapılan süreçte Türk ağırlığı gelen duyumlar arasındaydı ve Avrupa’nın bir çok meşhur ülkesini geride bıraktığımız yine rivayetler arasında. İşlerimden ötürü 120 küsür oyla desteklesem de,arkamdan gelenlerin temposu beni rahatlattı. Bu süreçte,albümün ilk yılının dolmasıyla birlikte,yine geniş katılımlı bir sosyal medya etkinliğiyle (#DEMIBLACKOUT ve #DEMIVERSARY) albümün 4’ncü klip single’ının yine bir MBSM marşı Really Don’t Care olduğu açıklandı. Hatta,RDC’in lyric videosu adeta bizi krizlere soktu,Brezilyalıların deyim yerindeyse inlerine giresimizi getirdi 😀 Sonra,özellikle Mayıs’ın son haftasında Avrupa adına sonuçların açıklanacağı beklentisi sosyal medyada bizi stresli bir bekleyişe soktu. Ancak,fos çıktı ve 2’nci etap Amerika turnesi duyruldu. Gelen yeniliklerden biri de artık bu turne serisinin adının,format aynı kalmak üzere “DEMI WORLD TOUR” olmasıydı. Bunun nedeni ise RDC’in yayınlanması ve Avrupa dahil gelecek dünyayı dolaşma planını bu kapsamda içine alması. Bu bizi biraz daha hedefe yaklaştırdı. Bunun ilk dünya turnesi olduğunun notunu düşelim.

  • Yoksa İstanbul mu geliyor ?

Mayısın son haftasında umudu kesmişken,aynı dönem Küçükçiftlik Park’ta yapılan bir festivalde dağıtılan bir broşür ve led ekranlara yansıyan bir ilan kısa dönemde sosyal medyaya bomba gibi düştü.

Bu haber gerçek mi yoksa yalan mı diye Twitter’daki grubumla uzun uzun,geceleri bulan tartışmalara imza attık. Bu tartışmalar yüzlere ulaştı,hatırlayan bilir.

Bu arada,Türkiye’deki pek çok uluslararası sanatçının Türkiye konserlerinde imzası bulunan kişi,geçmişte bu işle ilgilenen Purple Concerts gibi firmalarda yönetici olarak görev alan ve bilgisine,çevresine güvendiğim Cengizhan Yeldan’a bu haberin gerçekliği var mı diye attığım twite kısa bir süre sonra “var” yanıtını vermesi iddiayı daha da inandırıcı yaptı.

Demi’nin resmi web sitesi haricinde MTV’nin şarkıcı verilerini içeren web sitesi de bizler tarafından sıkça akına uğrayan yerler arasındaydı. İstanbul bir göründü bir kayboldu yok gelecek yok gelmeyecek yok iptal… Ben de diyorum ki “MTV kolpa !” 😀

Bu süreçten bir süre sonra Ülker Arena’nın websitesi konser haberiyle güncellendi ve öyle inanmaya başladık,bize sevinç çığlıkları attırdı. Bilet fiyatlarını bekledik. Konseri düzenleyecek firmayı da tespit ettik,Unilife da hazırlıklara başlamış. Aynı şekilde Biletix te öyle,hatta test aşamasında bir sayfa yaratmışlar akına uğradı hayli.

O hafta (23-30 Haziran),hem Really Don’t Care klibi heyecanı yaşarken,bir yandan bu süreci takip ettik. Ve,kendi açımdan da bir rekora imza attım ve Lovaticlere yardımcı oldum bilgilerimle,konserle,M&G’yle ve bilet satış sistemiyle ilgili yüzlerce soru cevapladım. üstelik,hiç bir konser deneyimim olmamasına rağmen !

  • Bilet heyecanım ve ailemi ikna edişim

Bilet fiyatları  çooook cazipti. 77 liradan başlayıp mevkiye göre 290 liraya kadar çıkan seçeneklerle (ki erken satış indirimiydi) bizlere “bu kızı izlemek imkansız değil” dedirtti,ayrı bir sevinç yaşattı. Üç katlı tribün ve iki sahne önü grubuna ayrılmıştı saha.  Fiyatlar geldikten sonra,kendi aramızda tartışırken,Demi’nin bizler için kendi kazancından fedakarlık ettiğini,hatta geçmişte hayranlarının kendisini en uygun fiyata izlemesi için bizzat devreye girebildiği duyumunu aldık,tebessüm ettik.

Dünyada ilk 10’da yer alan kazanç rekortmeni dünya starlarının biletleri genelde 150 liradan başlayıp mevkiye göre 1000 lirayı bulan fiyatlarla alıcı buluyor. Fakat,ilk satış fiyatları nerdeyse 3’te biri.

Hayatımda ilk defa Biletix‘ten bilet alacaktım. Biletix bu ülkenin bilindiği gibi bilet tekeli ve ülkede eğlencelere dahil olmak için ilk uğranması gereken mekan.  Ancak,o sitenin pek çarpık olduğunu ve altığı komisyonların hayvaniliğinden ötürü (etkinlik komisyonu,sonradan da biletleme bedeli,kredi kartına taksitte de vade farkı gibi) kendilerini soğuttuklarından bahsetmeliyim. Amerikadaki Ticketmaster pek profesyonelken,aynı zamanda Ticketmaster’ın ortaklarından biri olduğu Biletix’in bilet satış arabirimini itici buldum. Ama başka çaremiz olmadığından ötürü,haz almayı öğrenmeliydik. Bu konuda alıştırmalar yaparak nasıl sorunsuz bilet alınır onu öğrendim. Sağolsunlar kendilerini şu sayfayla kurtardılar.

Ailemi ikna etmem birkaç günümü  aldı.  İstanbul’u bilen dayımın da bizimle gelmeye gönüllü olmasıyla,genel satışın başlamasına 1 gün kala ailemi ikna ettim. Bu konudaki handikap elbette ucuz fiyatlardı.  Ama Ailemin şöyle bir ricası oldu: Bize tribün al da yorulmayalım. Biletlerin ucuz olmasından mütevellit ben ve ısrar eden kardeşimle sahne önü aldık,hem yakın olalım hem de çılgınlık olsun diye. Diamond Circle’lar 800,ama kız nerdeyse 3’te biriyken yakından görme dileğimi gerçekleştirmek için fırsat geçti. Normalde telefon alacak ailemgile “bu seferlik cayıyorum telefondan” demem de rol oynadı.

İlk başta 4 Temmuz’da Turkcell Platinium müşterilerine kısıtlı sayıda kontenjan için ön satış açılacağı duyruldu. Bu da farklı bir tartışmayı alevlendirdi: Bize de bilet kalır mı. Her alan satışa kapanınca panik de oluştu bütün iyi yerler kapıldı duyumu oluştu. Bu da fazla sürmedi ve Cumartesi gecesi Tribün 3’ün de alıcılarını bulmasıyla bu silsile sona erdi. İlginçtir ki,internetteki çevremden bir Platinium’cu bulmuştum. Büyük gün 7 Temmuz TSİ 10’du.

O gün annem kartını bırakmıştı. Sabah 9 buçukta dersim olmasına rağmen,hemen tükenecek olmasından endişe edip tam saatinde biletleri almaya karar verdim. Saat 10’u sabırsızlıkla bekledik bilgisayarımızın başında. Satış 10’u 2 dk geçe açıldı. Açıldığı gibi,yaptığım antrenmandan da ders alıp,önce sahne önü biletlerini,ardından da annemlerin tribün biletlerini aldım. Çok heyecanlanmıştım ve her işlem onaylanıp çıktılarını alınca içimden “Allah utandırmasın” dedim,fena heyecan yapmıştım. Annemler aslında T1’den bilet alacaklardı fakat T1’de nereyi seçersem seçeyim “yanyana verilecek yer yok” demesinden ötürü -biletix’in yavşaklığı-,112 liralık T2’nin sahneye göre ortalarda ve net görecek bir konumundan bilet aldık.

Dersim bitip eve öğlen 15’te geldiğimde,bilet fiyatları artmıştı. Not da düşülmüştü: “Sınırlı sayıda indirimli biletler tükenmiştir,organizasyon firmasının bilet fiyatlarını değiştirme hakkı saklıdır” Bu durum da evi bayram yerine çevirmeye yetti. 290 liralık bölüm 380 lira olmuş,normal ayaktanın fiyatı sahne önüne yaklaşmış… Kâra geçmişiz erken aldığımız için,annemlerde bile bir beklenti oldu daha yükseğe satarız diye 😀 Zaman içerisinde önce T1 tükendi,sonra da T2. Ayakta grupların fiyatları 500 liranın üstüne geçti ve kısıtlı kontenjan çağrısı yapıldı,T3 ise yeterince vardı ve 150 küsür liraydı. Kasım’a kadar gelindiğinde,son 500 kontenjana kadar gelindiği yazıyordu.

Biletlerin fiziksellerini almak zorunlu. Bu nedenle,Kızılay Karanfil’deki yetkili Biletix bayii Dost Kitabevi’ne heyecanlı olarak kimliğimle gittim,son midterm’imin bittiği gün.  Çok heyecanlanmıştım ve ona ulaşmam adına şimdilik engel kalmadığından dolayı pek içim rahatlamıştı. Masadaki görevliye ilgiyi sorunca “Demi Lovato mu ? İlgi pek yüksek” yanıtı aldım. Bu da beni mutlu etti. Biletlerim 5 dk içerisinde imza karşılığı teslim edildi. Mutluluğum anlatılmaz,yaşanırdı. 😉 Ve odamın en güvenli yerinde konser gününü beklemeye başladı. 🙂

  • Bir insan portresi olarak Demi Lovato (Özetle Biyografi)

Eğer bu biyografi olmasaydı,belki de bu kızı dünya gözüyle izleme şansımız olamazdı.

Uzun adı Demetria Devonne Lovato  olan Demi,20 Ağustos ’92 doğumlu. Tarih itb.  22 yaşında ve bu 22 yaşına çok büyük bir başarı ve fan kitlesi sığdırdı,bu nedenle “mucize kız” olarak anılır. Latin kökenli bir aileden gelir,babası Patrick Lovato ve annesi Dianna De La Garza,aslen model aldığı kişi Kelly Clarkson gibi Teksas&Dallas’lı olduğu söylenir. Kardeşlerinin adlarından biri Madison De La Garza,diğeri de yine ünlülerden biri olan Dallas Lovato. Bir kardeşi daha çıktıği bir dedikodu. Çocuk güzeli olarak başladığı ve okdukça küçük yaşlardan beri varlık gösterdiği Amerikan show endüstrisinde gelecek vadeden bir gençlik ikonu haline geldi. Diğer kızlardan tipikal olarak farklı olması,yer yer hayatında zorluklar da çıkarttı. Bunları da aşamasını bildi. Ailevi sorunlardan ötürü (dağınık bir aile) iyi bir çocukluk ve gençlik geçiremediği anlatılır,hatta babası Patrick’in 2013’teki vefat haberiyle bu gerçek bir kez daha gündeme geldi. Yer yer okul hayatında fiziksel tarafından ötürü aşağılandı,yine de boyun eğmedi. Kariyerinin parlama noktası,Disney Channel’daki Sonny With A Chance dizisi ve Camp Rock filmlerinde aldığı rollerdi. Jonas kardeşler,Sterling Knight,ayrıca bir dönem ayrılmaz üçlü olarak bilinen Selena Gomez ve Miley Cyrus’la (Demilena) birlikte başarılı işlere imza attılar. Bu süreçte Don’t Forget ve Here We Go Again adlı iki başarılı albüme imza attı,şarkıları ses getirdi. Ancak,2010’lara gelindiğinde, Bir sitede de,çocukluğunun da benzer ailevi ve toplumsal bir bunalımla geçirdiğini okudumbu projelerin ve hareketli hayatının sonucu geçirdiği bilumum psikolojik ve fiziksel sağlığını etkileyen çalkantılar nedeniyle hayatında bunalım bir dönem geçirdiği ve bu yüzden yaklaşık 1 senesini (2009-10 dönemiydi sanırım) hastanede tedavi görerek geçirdiği anlatılır. Ocak 2011’de hastaneden daha güçlü olarak çıkar. O günlerine hitaben,çoğu kız olan hayranlarına verdiği mesaj onun şahsi sloganı oldu: “Güçlü Kal”,namı diğer İngilizcesiyle “Stay Strong”. Çok anlamlı bir şey. Pek çok hayranının kendisini bu şekilde örnek aldığını söyleyim. (Hatta ben bile) Durumu hk. ölümün eşiği gibi ciddi bir durum söz edilirken o,kendisine inandı. Şimdi o slogan,bileklerinde dövme olarak yaşamakta.

2011 yazında ayağının tozuyla ve hayranlarından aldığı güçle Unbroken albümünü piyasaya süren ve ilk single’ı Skyscraper ile ciddi bir başarıya imza atan Demi,gerçek anlamda 2012 hiti Give Your Heart A Break single’ıyla gerçek anlamda tanınırlığa ulaşır,bu parçanın tadı halen damağımızdadır.  Gerçek anlamda bir uluslararası şarkıcı yapan şey ise,Mart 2013’te yayınlandıktan sonra ses getiren,bir MBSM keşfi&klasiği ve aynı zamanda yayınladığımız ilk şarkı olan “Heart Attack” oldu. Parça hızla internet fenomeni haline geldi ve radyolarda duyulmaya başlandı. 2013 bahar ve yaz dönemlerinde iTunes Store’da açılış günü Türkiye dahil 15 küsür ülkede en hızlı satılan şarkı başarısı haricinde globalde elle tutulur bir başarı alamasa da intişamıyla ve benzersizliğiyle,diğer Demi şarkılarından olan farkıyla ve asi,ciddi duruşuyla bizlerde sağlam bir yer elde etti,Türklere uyan yapısıyla özellikle Türk dinleyeninin dikkatini çok çekti ve bir dönemin en çok aranan,adı sorulan şarkıları arasına üstlerden dahil oldu. Peşinden ise Mayıs’ta ilk dinleyenlerinden biri olduğumuz #DEMI albümü geldi. Tek kelimeyle efsane bir albüm oldu ve tadı damağımızda kaldı,gençlik müziğinin zirve noktası kabul ettik. Bu albümden Heart Attack dışında Temmuz’da MITUSA‘e,Ekim’de Neon Lights‘a ve Haziran ’14’te de RDC’e klip çekildi. Demi,bunun dışında sosyal sorumluluk projelerinde boy gösterdi -ki en çok sosyal sorumluluk ruhu taşıyan ünlülerin başında gelir,buna önem verir-,turneye çıkana değin XFactor Amerika’da 2 sezonluk sürede başarılı bir jüri&küratör&yetenek avcısı olup “en genç XFactor jürisi” dalında Guinness rekorlar kitabına girdi,pek çok ünlü şarkıcıyı geçip People’s Choice dahil 100’lerce ödül kazandı,hayat hikayesinden çıkarılacak ders ve önerileri “Güçlü Kal: 365 Gün Hayata Tutun” (Staying Strong:365 Days A Year) adıyla kitaplaştırdı,bu kitap çıktığı ülkelerde bestseller listelerine girdi Türkiye de dahil. Laf yok,icraat var. Şu anda hem turneyle uğraşırken,hem 5’nci albümünün hem de yeni,farklı;insanların ve fanlarının dikkatini çekecek projeler üzerinde çalışıyor,2014 yazını bu konuda kafa patlatarak geçirdiği biliniyor.

  • Benim Lovatic olmam

Sıktığımı biliyorum. Ancak bu bölümün son anlatacağım şeyi,benim Lovaticliğe başlama sürecim. Onu da şöyle özetleyim: Demi’nin ismini ilk defa 2012’de şifresiz yayına başlayan Disney’deki Sonny With A Chance’de duydum. Çok sempatik bir bayan. (o dizide Türkçe seslendirmesini yapan kişi ise Aysun Topar’dır) Aynı sene ikinci defa üniversite sınavına hazırlanan ben,o dönemin hit şarkısı GYHAB’i çok sık radyoda duyardım ve kendime benimsedim. Hayat hikayesini tesadüfen öğrendim. Aynı tesadüfler zinciri sayesinde,Demi’nin meşhur Twitter’ındaki 10 milyonlarca takipçisi arasına girdim (hatta Demetria nedir diye sorgulayarak) ve aramızdaki bağ daha kuvvetlendi. Bir Lovatic olma sürecimde,Heart Attack bir noktayı temsil eder,o şarkı günlerce,aylarca kafamı kurcaladı,şifrelerini çözene kadar aylar geçti. Ve,#DEMI albümüyle birlikte resmen Lovatic’liğe adım attım. Peşinden,kalan 3 albümünü de hatmettim,o’na olan aşkım daha bir arttı. İlk başta genele ait twitterımdan yürüttüğüm organizasyonu,artık @MrSonnyMonroe nickinden yürütmeye başladım,bu hesaptan günde binlerce Lovatic’e ve Directioner Belieber gibi  fandomlara,çoğunluğu lise ve TEOG çağındaki,aralarında benim gibi abi abla denilebilecek yaştaki insanları da bulunduran (tanıdığım en küçük fandom 12 yaşında),ağırlıklı cins olarak kızlar olan geniş bir kitleye bir BoyLovatic olarak sesleniyorum ve Lovatic’lerin ayrıcalıklı olduğunu herkese hissettirip Demi ruhunu ve felsefesini anlatmaya çabalıyorum bir cemaatçi edasıyla,her yaştan takipçimle insanlara kültür,bilgi,görgü kazandırıp,fanları “çoluk çocuk” algısından kurtarmaya çalışıyorum. Aynı zamanda bozuk Türkçenin de önüne geçiyoruz. Twitter’da beni araştırırsanız,aşırı fenomen olmasam,dört dörtlük olmasam da hayırla yadedilecek bir abi,bir BoyLovatic olmaya çalışıyorum,eğer sizlere bir katkım bulunduysa ne mutlu bana.

MBSM’in yayın politikasında Demi Lovato çok önemli yer teşkil eder. İlk şarkımız Heart Attack demiştik. Kendine özel sayfası var. Ve Lovaticlerden de hatrı sayıda ziyaretçi alıyoruz,bu hedef kitlede ciddi bir başarıyla imza attık.

Demi benim hayatımdaki atgözlüğünü atmama vesile oldu. Hayata daha güçlü,pozitif,enerjik,sıcakkanlı bakmayı öğretti. Beni bambaşka biri yaptı. Özellikle YGS LYS dönemimde adeta bir arkadaş edasıyla beni kucakladı. Eğer şimdi üniversiteliysem,onun katkısı bana çok fazla ve Lovatic olmamın sebeplerinden bir tanesi,ona olan borcumu ödemek,teşekkür etmek. Bu alanda çalışmalarım oldu;2014 Mayıs’ına kadar süren projede 4+2+1 sayfalık mektup gönderdim İngilizce. Hatrı sayılır da yatırımım oldu ve daha ilerisini yapma hayalindeyim,bazı icraatlerim: Tüm albümlerinin fiziksel CD’sine ciddi bir yatırım yaptım,Demi’nin sarışın saçlı halinin (2013 Cosmo dergisi röportajı)  olduğu bir poster için çerçeve yatırımı yaptım,kardeşimle ben birer baskılı t-shirt sahibiyiz,faydasını göremesem de ücretiyle Lovato.club ve Demilovato.com resmi maillist’in üyesiyim,çıktığı hafta Güçlü Kal’ın Türkçesini alıp,peşinden taa Amerikadan Amazon yoluyla orjinal İngilizce kitabı getirttim vs. Normalde yapmayacağım bir çok şeye o’nun sayesinde bulaştım. Pişman değilim ! Ayrıca,sırf onun için Instagram‘da ve Keek‘te de üyelikleri bulunmakta.

Ve,gerek 16 Kasım sürecinde yaşadıklarım gerek de 16 Kasım akşamı gördüklerim benim niçin Lovatic olduğumu bana bir kez daha hatırlattı.

İyi ki varsın Demi. Seni seviyorum ve sevmeye devam edeceğim. 😉

Gelecek bölüm: İstanbul Anıları. Çok az kaldı konseri anlatmaya.

Reklamlar